1867 yılının 7 Kasım günü Polonya'da Marja Sklodowska' da doğmuş olan Madan Küri (Marie Curie), 1895 yılında ahşab dermeçatma laboratuarında çalışırken,ne o,ne de bir başkası radyum'un adını bile duymuş değildi. Madam Küri, genç, mesleğinde gerçekten parlak fakat yoksul bir Fransız bilim adamı Pierre Curie,(Küri) ile evlenmiş bir kimyagerdi. Paris'te küçük bir apartman dairesinde yaşıyorlardı. Marie kocasıyla birlikte laboratuarda çalışıyor pnun iletkenlikle ilgili denemelerine yardım ediyordu. Onların dostu Henri Becquerel adındaki bir başka bilim adamı, o yakınlarda uranyum adı verilen bir ... Devamı »»»
Büyük şehirlerdeki yoğun trafik sıkışıklığı bakımından kolaylık sağlamak amacıyla yeraltında çalışan elektrikli trenler "metro" diye isimlendirilir. Kolayca anlaşılacağı gibi, metroların çalışmasında esas yeryüzündeki trafik yoğunluğunu azaltmak,bunun bir bölümünü yeraltına çekmektir. New York, Londra, Paris, Moskova gibi büyük ve kalabalık şehirlerdeki metrolar, yeraltında kesişen tüneller,geçitler,paralel çalışan hatlarla gerçekten akıl almayacak kadar karmaşık, fakat o ölçüde de düzenli bir örgü halindedir. Metronun tarihi boyunca geri gidecek olursak, bu tür ilk yeraltı treninin 1863 yılı... Devamı »»»
Modern radyo tekniğinin en önemli buluşlarından biri transistordur. Radyo lambası yerine kullanılan ve çok küçük yapıda olan transistorun lambaya oranla sayısız üstünlükleri vardır. Silikon, germanyum ve diğer bazı elemanların kristallerinin elektriksel özellikleri,bunlara antimuan ve fosfor gibi bazı elemanların çok az ölçüde katılmasıyla değiştirilebilir. Belirli bir amaçla, isteyerek yapılan bu yabancı karışımlara "uyuşturma" adı verilir. Böylece, iki birleşik kristal yalnız bir yönde akım geçirecek şekle sokulur ve diyot lamba görevini yerine getirir. İki kristalin birleştiği noktaya " te... Devamı »»»
Işık ışınlarının parlak bir yüzeye çarparak geri dönmesi olayına "yansıma" denir. Aslında ışık,ses, radyo, vs. gibi bütün dalga çeşitleri yansıyabilir. Ancak,bunların yansımasında rol oynayan unsurlar,yani çarpıp geri döndükleri yüzeyler farklıdır. Işınlar saydam ortamlarda bir doğrultu üzerinde yol alır. Fakat önlerine saydam olmayan,parlak bir yüzey çıktığı zaman yollarına devam edemez, parlak yüzeye çarparak geri dönerler. Dolayısıyla, ışığı geçirmeyen, yansıtan yüzeyli cisimler "parlak cisim" diye tanımlanırlar. Burada özellikle belirtmemiz gereken bir husus,her cismin ışığı aynı değerde ... Devamı »»»
Uzaydan gelip atmosfere giren bazı ışınlar vardır ki ,bunlar "kozmik ışınlar" diye tanımlanır. Sözkonusu ışınlar çok büyük enerjiyle yüklüdür. Kozmik ışınlar dünyanın merkezine doğru düz ışınlar halinde yol alırlar. Dalga uzunlukları, dalga uzunluğu çok kısa olan (x) ışınlarından da kısadır.Varlıklarının farkedilmesinde Geiger aleti kullanırlar. Bu ışınlar yeryüzündeki bütün varlıklara, tabii bu arada insanlara da çarpar. Kuvvetli bazı kozmik ışınları, kalınlığı 100 metreyi bulan kaya kitlelerini bile geçer. Dolayısıyla,x ışınlarından, radyum, atom bombası ve daha başka kaynakların yayınladığı... Devamı »»»
Fotoğraf makinelerimizin flaşlarında magnezyum bulunduğunu hepimiz biliriz. Yandığı zaman keskin ve parlak bir ışık çıkaran magnezyum,bilinen en hafif madendir.Tabiatta magnezit, dolomit ve İngiliz tuzu adını taşıyan bileşikler halinde bulunur. Deniz suyunda da erimiş halde magnezyum vardır. Gümüş parlaklığında bir maden olan magnezyum, kolayca ince levhalar haline getirilebilir. Ancak arı halde dayanıklılığı çok az olduğundan, saniyede daha çok alışımları kullanılır. Arı magnezyumun tutuşma noktası çok düşük olduğu halde, alışımlarınınki çok yüksektir. Bu yüzden, patlamalı motorların pistonl... Devamı »»»
Değerli taşların en seçkinlerinden biri olan elmas,bütün cisimlerin en serti ve dayanıklı olmasıyla da tanınmıştır.Tarih kaynakları elmasın M. Ö. 100 yıllarında bilindiğini belirtmektedirler. Elmas karbon elemanının kristal bir şeklidir. Başka türlü söylemek gerekirse,billur halinde saf karbondur. Yüz milyonlarca yıl önce,yer küresinin kabuğu soğuma halinin ilk dönemlerindeydi. Toprağın altında eriyik halinde çok sıcak kaya kitleleri vardı. Aşırı ısıyla eriyen karbon,büyük basınç etkisiyle bülurlaşmış,koyu renk ve biçimsiz şeklinden çıkarak elmas halini almıştı. Temelde, elmasla bildiğimiz mad... Devamı »»»
Bütün otomobil,otobüs ve kamyonlarda farları yakan enerji kaynağının "Akümülatör" olduğunu biliriz. Fakat akümülatörün yapısı ve çalışma düzeni hakkında yeterince bilgiye sahip olanımız azdır. Akümülatör, enerji üreten değil, elektrik enerjisini depo eden bir aygıttır.Akümülatörler, dışarıdan verilen elektrik enerjisini,kimyasal enerjiye dönüştürerek,gerektiğinde tekrar elektrik enerjisine dönüştürmek üzere içinde biriktirir. Akümülatörün dışardan verilen elektrik enerjisini kimyasal enerjiye dönüştürmesine (şarj-dolma) bu enerjiyi tekrar elektrik enerjisine dönüştürüp harcamasına ise(deşarj... Devamı »»»
Bitkilerin yüzde doksan beşinin yaprakları yeşildir. Acaba onlara bu rengi veren nedir? Klorofil kelimesini duymuşsunuzdur. İşte bitkilere yeşil rengi veren bu maddedir. Kana kırmızı rengi veren Hemoglobin gibi bitkilere yeşil rengi veren klorofil, güneşin enerjisi ile bir takım madeni tuzları kimyevi unsurlar haline getirir, ayrıca bitkinin topraktan aldığı madeni tuzların içinden demiri alıp depo eder. Bu yüzden, yeşil bitkilerde demir daha çok bulunur. Klorofil,bitkilerin topraktan aldığı besini güneş ışığı ile kimyasal bir takım olgulardan geçirerek bitkiler için faydalı hale getiren bir... Devamı »»»
Bilim tarihine altın harflerle yazılacak bir buluş "sadece bir rastlantının sonucu" olabilir mi ? Buluşuyla insanlığa çok büyük bir hizmet yapmış olan bir kimse böyle konuşursa, bunu ancak o kişinin alçakgönüllülüğüne yorabiliriz. Gerçekte böylesine bir buluş için en azından sabır ve sistemli çalışma,hayal gücü ve sağlam,sınırsız bir bilgi gerekir. Penisilin'i bulmuş olan Aleksandr (Alexander) Fleming' de bunların hepsi vardı. Fleming 1881 yılında İskoçya'da doğmuştu. Bizdeki orta okul ve liseye eşit öğrenimini yaptıktan sonra tıp fakültesine yazıldı. Bunun için İngiltere'ye gitmişti. 1906 yı... Devamı »»»