27 Mart 1891 y?l?nda ?stanbulda Ahmet ?hsan Tokgöz taraf?ndan kurulan resimli bir dergi.Uzun y?llar, edebiyat ve kültür hayat?m?zda önemli bir rol oynam?? dergilerdendir. Bu dergide yaz? yazanlar, edebiyat tarihimizde, Servetifünun Edebiyat? ad? verilen edebiyat ak?m?n?n ba?lamas?na yol açm??lard?r. Zaman zaman yay?n?na ara vererek uzun y?llar devam eden dergi yeni harflerin kabul edilmesi ile 6 Aral?k 1928 tarihinde 1681-1 say?s? ile ve Uyan?? ad?yla yay?nma devam etmi?, 26 May?s 1944 tarihinde 2464 say?s? ile tamamen kapanm??t?r.
Baz? kimselerin niçin çilli oldu?unu gere?i gibi aç?klayabilmek için, önce cilde renk veren ?eyin esas?n? ö?renmeliyiz. ?nsan cildinin (derisinin) belirli bir rengi almas?ndaki en önemli unsur, de?i?ik ?rklardan ki?ilerde melanin miktar?ndaki farkl?l?kt?r. Ba?ka türlü söylemek gerekirse ,melanin miktar?n?n farkl?l??? insanlarda derinin ba?ka ba?ka renklerde olmas? bak?m?ndan en önemli rolü oynar.
Hayat?n ilkel, alt tabakadan örneklerinde ,kertenkelelerin ve belirli baz? bal?klar?n renk de?i?tirebilmeleri melanin sayesinde olur. Buna kar??l?k, melanin insanlarda sadece tenin rengini belirlemekle kalmaz. Uzun süre güne? alt?nda kalman?n çok zararl? etkilerine kar?? da koruyucu görevi ve i?levi (fonksiyonu) vard?r.
Melanin, epiderminin en alt tabakas? boyunca yay?lm?? özel hücreler taraf?ndan üretilir. Bildi?imiz gibi.epidermi derimizin ince d?? kesimidir. Melanin üreten özel hücreler "melanosif" ler diye adland?r?l?r. Bütün bu aç?klamalardan sonra, ?imdi "çil" in ne oldu?u sorusuna gelmi? bulunuyoruz.
Çil,sözkonusu hücrelerin,yani melanositlerin belirli kesim ve noktalarda yo?un bir ?ekilde gurupla?m?? bulunmas?n?n sonucudur. Zaten çillerin sar?ms? kahverengi olmas? da bu nedenledir. Melanin pigmentleri (renk verici maude) sar?ms? kahverengidir. Burada kar??m?za ba?ka bir soru ç?k?yor. Neden baz? insanlar çillidir de, ço?unluk çilli de?ildir? Bunun cevab?n? soyaçekim'de aramak gerekir.Bizim çilli ya da çilsiz olmam?z,anne ve babalar?m?z?n durumlar?yla, görünü?leriyle belirlenen bir ?eydir.
?nsanlardaki çillerin rengi (asl?nda onlar?n yap?s?ndaki melanin rengi), alt?n renginden koyu kahverengine kadar de?i?iklikler gösterebilir. Bu durum, sözkonusu kimsenin cildinin güne?e ve ?s?ya maruz kalmas?n?n derecesiyle ilgilidir. Güne? ???nlar? çillerin rengini, koyula?t?rmaktan ba?ka, yeni melanin olu?umuna da zemin haz?rlar.
Bir ba?ka deyi?le, güne? ????? yeni ve bol melanin yarat?r. Melanin miktar? yo?unla?t?kça cildin renginin koyula?aca??da tabii bir ?eydir, ??te bu nedenle, tropik bölgelerde devaml? ve ?iddetli güne? ???nlar?na maruz kalanlar?n tenlerinin rengi koyudur. Beyaz tenli kimseler yaz aylar?nda "güne? alt?nda yanmakla",gerçekte melanin'in ço?almas? sonucu esmerle?mektedirler. Ayn? ?ekilde,kapal? yerlerde uygulanan ultra-violet ???nlar? da tenin güne? alt?nda kalm??cas?na yan?p esmerle?mesini sa?layacakt?r.
Özetlemek gerekirse,farkl? miktarlarda olmak suretiyle insan?n cildinin rengini belirleyen melanin ayn? zamanda baz? insanlardaki "çil" lerin de nedeni ve kayna??d?r.
II. Selim Sar? (1534 - 1574); Onbirinci Osmanl? padi?ah?. Kanuni Sultan Süleyman?n o?ludur. Annesi Hürrem Sultand?r. Babas?n?n ölümü üzerine Sokullu Mehmet Pa?an?n gönderdi?i haber üzerine Anadoludan ?stanbula gelerek 1566 tarihinde tahta ç?km??t?r. Babas? kadar de?erli bir hükümdar olmamakla beraber, Osmanl? ?mparatorlu?unun en kudretli zamanlar?nda hükümdar oldu?u için; zay?f hükümdarl???n?n devlete bir zarar? olmam??t?r. Sadrazam Sokullu Mehmet Pa?an?n devlet yöneticili?i alt?nda Osmanl? imparatorlu?u, en kudretli zamanlar?n? ya?ama?a devam etmi?tir. Zaman?nda K?br?s al?nm??, Aden çevresi fethedilmi?, Sinan Pa?a, K?l?ç Ali Pa?a, Piyale Pa?a gibi ünlü komutanlar?n elinde Osmanl? ordular? zaferler kazanma?a devam etmi?lerdir. Selim II. zaman?n? sarho?lukla, e?lence ile geçirmi?, hiçbir askeri sefere kat?lmam??t?r.
Samsun iline ba?l? bir ilçe. Yüzölçümü 1.514 kilometrekare, nüfusu 56.489 dir. ?lçenin yüzeyi hafif dalgal?, yer yer ormanlarla kapl? s?rtlar?ndan ibarettir. Halk?n ba?l?ca geçim kayna?? bu?day, arpa ve pancar ekimidir. Merkezi 6.873 nüfuslu Vezirköprü kasabas?d?r.
Türk fikir ve siyaset adam?. ?stanbulda do?mu?tur. Ailesi Köprülüler soyundand?r. Mercan ?dadisinde okuduktan sonra kendi kendini yeti?tirmi?, liselerde bir kaç y?l edebiyat ö?retmenli?i yapt?ktan sonra 23 ya??nda Darülfünun edebiyat tarihi müderrisli?ine tayin edilmi?tir. Bir taraftan derslerine devam ederken bir taraftan da Fakülte Reisli?ine Maarif Müste?arl???na getirilmi?, Mülkiyede siyasi tarih, Güzel Sanatlar Akademisinde medeniyet tarihi dersleri vermi?tir. 1924 te Türkiyat Enstitüsü nü kurmu?, 1927 de Tarih Encümeni Ba?kanl???na seçilmi?, çe?itli milletleraras? kongre ve konferanslara kat?lm??, birçok üniversiteler taraf?ndan fahri doktorluk payesi alm??t?r. Kars milletvekili olarak Meclise girdikten sonra 1942 de ç?kan bir kanunla profesörlü?ü b?rakarak üniversite ile olan ?lgisini kesmi? ve kendini tamamen siyasi hayata vermi?tir. 1945 y?l?ndan itibaren C.H.P. nin politikas?na itiraz etmi? ve üç arkada?? ile birlikte verdi?i ve Dörtlü Takrir ad? ile ünlü önergeden sonra C.H.P. den ç?kar?lm?? ve 1946 da kurulan Demokrat Parti kurucular? aras?nda yer alm??t?r. Bu partinin aday? olarak 1946 - 1957 y?llar? aras?nda milletvekilli?inde bulunmu? ve 1950-57 y?llar? aras?nda D??i?leri Bakanl???, Ba?bakan Yard?mc?l???, Devlet Bakanl??? yapm??t?r. 1957 y?l?nda Demokrat Partiden ayr?larak bir y?l süre ile Amerika üniversitelerinin davetlisi olarak Amerikada tetkiklerde bulunmu?tur.
27 May?s 1960 devriminden sonra, Demokrat Partinin iktidarda bulundu?u
y?llarda meydana gelen 6-7 Eylül olaylar? davas?nda san?k i olarak bir süre Yass? ada da mevkuf kalm?? ; dava sonunda suçsuz görülmü?tür. 1962 y?l?nda Yeni Demokrat Parti ad? ile bir parti kurmu?, yeniden siyasi hayata dönmü?tür, kat, hayat?n?n bu devresinde siyasi görü?lerine taraftar bulamam??t?r.
Yaz? hayat?na pek genç iken girmi? ,edebi ve bilimsel makaleler, tetkikler yay?nlam??t?r. Büyük ve ciddi emeklerden sonra, edebiyat tarihimizin incelenmesindeki esaslar? koymu?, bu konudaki çal??malara yön vermi? ve koydu?u bu bilimsel esaslar?, verdi?i eserleri ile gerçekle?tirmi?tir. Yaz? hayat?na at?ld??? y?llarda, ?iirle de u?ra?m?? ve Fecr-i Âti toplulu?u içinde ki?isel karakterde ve zaman?n gidi?ine uygun görü?, dil, ve anlay?? içinde ?iirler yazm??t?r.
Ba?l?ca eserleri ?unlard?r: Türk Edebiyat?ndaki Mutasavv?flar ,Türk Edebiyat? Tarihi, Anadolu Saz ?airleri, ?slam Medeniyeti Tarihi, Türk Saz ?airleri, Osmanl? ?mparatorlu?unun Etnik Men?e Meselesi.
?kinci Dünya Sava??’n?n sonlar?nda K?z?l Ordu do?udan, ABD ve müttefikleri bat?dan Almanya içlerine do?ru ilerlerlerken, taraflar aras?nda sürtü?meler ba?lam??t?. Hangi bölgelerin kimin denetiminde olaca?? ya da kimlerin nereleri kurtaraca?? konusunda anla?mazl?klar ortaya ç?km??t?. ??te hem bu anla?mazl?klar?n bir çözüme ba?lanmas? ve hem de sava? sonras? dünyas?n?n ana çizgileriyle düzenlenmesi amac?yla SSCB’n?n Yalta Kenti’nde liderler düzeyinde bir konferans toplanmas?na karar verildi.
?ubat 1945’te toplanan Yalta Konferans’?nda ABD’yi Roosevelt, ?ngiltere’yi Churchill ve SSCB’yi Stalin temsil ediyorlard?. Konferans’ta karara ba?lanan konular aras?nda Almanya’n?n sava? sonras?nda silahs?zland?r?lmas?, Avrupa’n?n etki alanlar?n?n taraflarca belirlenmesi gibi hususlar?n yan? s?ra, Birle?mi? Milletler’in kurulmas? da kabul edildi ve Birle?mi? Milletler Sözle?mesi’nin temel ilkeleri belirlendi.
Birle?mi? Milletler Haz?rl? Konferans?’n?n ABD’nin San Fransisco Kenti’nde yap?lmas? kararla?t?r?ld? ve 1 Mart 1945 tarihinden önce Almanya’ya sava? açan ülkelerin bu toplant?ya kurucu üye olarak kat?labilecekleri ilkesi getirildi. (Türkiye bu nedenle 23 ?ubat 1945’te Almanya’ya sava? açt?).
Yalta Konferans?’nda Türkiye de geni? bir biçimde tart??ma konusu oldu. Baz? hususlar henüz tam anlam?yla aç?klanmam?? olmakla birlikte, Konferans’?n 10 ?ubat 1945’te yap?lan 6. oturumunda Stalin, ?stanbul ve Çanakkale Bo?azlar?na ili?kin Montreux Sözle?mesi’nin gözden geçirilmesini ve de?i?tirilmesini istedi. Ancak SSCB’nin de bu konuda somut ve ayr?nt?l? öneriler getirememesi ve inand?r?c? gerekçeler sunamamas? nedeniyle, konunun daha sonra toplanacak konferanslarda yeniden ele al?nmas? ve bu konulardaki geli?melerden Türkiye’nin de haberdar edilmesi kararla?t?r?ld?.
Kirli ve ya?l? ?eyleri temizlemek üzere kullan?lan bir madde. Sabun, ya? asitlerinin sodyum potasyum ve amonyumla meydana getirdi?i tuzlard?r. Yaln?z, her ya? asidinin tuzuna sabun denmez. Oleik, stearik ve palmitik asitler gibi asitlerin alkali madenlerle yapt?klar? tuzlara ya da reçine tuzlar?na sabun denir. Bu asitlerin, öbür maddelerle yapt?klar? tuzlar?n bir k?sm?, suda erimedi?i için sabun gibi kullan?lmaz.
Sabunun, temizleme i?inde, fiziksel ve kimyasal olmak üzere iki ödevi vard?r. Suda eriyen sabun, su ile birle?erek ya? asidi ve baz meydana getirir. Ya? asidi, çok ince koloidal parçalar halinde sabun köpü?ünü meydana getirir. Bu köpük adsorpsiyon özelli?inden dolay?, ufak kir parçalar?n? çama??rdan ve deriden kopar?r, kirli sabun köpü?ü halinde su ile ak?p gider.
Bu sabunun fiziksel temizlenmesidir. Aç??a ç?kan baz ise, özellikle ?l?k su ile çama??r ve derindeki ya?lar? sabun haline koyar ve temizler. Bu da kimyasal temizleme dir.
Fabrikalarda sabun, sabunun esas maddesi, fabrikan?n büyüklü?üne göre, 5-10 tonluk kazanlarda kaynat?larak yap?l?r. Kazan maden kömürü, tala? ve zeytin posas? s?k?larak ?s?t?l?r. Kazana önce ya?lar at?l?r. Onlar kaynarken sulu maden tuzlar? eriyikleri kat?l?r. Is?n?n etkisiyle sabonifikasyon ba?lar. Ya? asidi ile gliserin ayr?l?r; ya? asidi maden tuzuyla birle?ir, organik tuz haline gelir. Bu organik tuz, sabundur. Kazandaki sabun içinde gliserine tuz eriyi?i kat?l?nca gliserin dibe çöker, koni biçimindeki kazan?n dibindeki musluk aç?l?p gliserin bo?alt?l?r.
Sabun iyice temizlenmek için birkaç sefer y?kat?l?p so?utulur. Bu i? bazen 2 -3 hafta sürer. Sonra pervaneli kazanlara konur. Burada hafif hafif dövülerek önce ?s?t?l?r, sonra so?utulur. Sabuna dökülürken, istenirse boya veya koku kat?l?r. Bu i?, kazana suda kolayca eriyen bir boya ile renkle?tirilmi? su veya kokulu sular ak?tmak suretiyle yap?l?r. Bazen Reçine de kat?l?r. Sabun bulamac? döküldükten sonra birinci so?uma kal?plar?na dökülür. Burada so?urken küçülür. Yumu?ak halde, kolayca kal?ptan ç?kar. Sonra ikinci kal?plara konur. Burada cendere ile s?k??t?r?larak istenen ?ekil verilir. Üzerine yaz? veya süsler bas?l?r, bildi?imiz sabun olur.
Bilimsel olarak izah? biraz zor. Bilime göre dü?en bir cisme d??ar?dan bir kuvvet uygulamazsan?z, ona aç?sal bir dönme hareketi kazand?ramazs?n?z. Gerçi bir kule atlay?c?s?, havuza dü?meden önce havada birkaç kez takla atar, kendi ekseni etraf?nda döner ama bu tramplen veya kuleyi terk ederken ayaklar? ile ba?latt??? bir dönme hareketidir.
S?rtüstü dü?en bir kedi önce bacaklar?n? kendisine, kuyru?unu da bacaklar?n?n aras?na çeker, ba??n? yere bakacak ?ekilde döndürür. Belirli bir noktada tam tersim yaparak bacaklar?n? ve kuyru?unu açar ve vücudu tam ters yöne, yani yere do?ru döner. Böylece para?üt etkisi yaratarak, h?z?n? da frenler ve ini?in yumu?ak olmas?n? sa?lar.
Yap?lan deney ve gözlemlerde bir kedinin alçak bir yerden dü?mesinin, yüksek bir yerden dü?mesine göre çok daha fa/la hasar yaratabilece?i tespit edilmi?tir. Örne?in yakla??k 100 metre yüksekli?indeki, 32 katl? bir binan?n tepesinden dü?en bir kediye hiçbir ?ey olmazken, 7 katl? binalardan dü?enlerde ciddi sakatl?klar, hatta ölüm vakalar? görülmü?tür. Bilim insanlar? bunu da 'limit h?z' ile izah ediyorlar.
Havadan yere dü?en cisimler, önce gittikçe artan bir h?zla yere dü?erler. Sonra kütlelerine ba?l? olarak belirli bir mesafede h?zdaki bu art?? durur ve 'limit h?z' denilen sabit bir h?zla yere dü?meye devam ederler. Yani bir gökdelenin tepesinden at?lan madeni bir paran?n yere dü?me an?ndaki h?z? ile uçaktan at?lan (ayn?) paran?n h?z? aras?nda bir fark yoktur. ?yi ki de yoktur, çünkü bu 'limit h?z' olmasayd? ve cisimler gittikçe artan bir h?zla dü?meye devam etselerdi, ya?mur damlalar? kafam?za kur?un gibi dü?ebilirlerdi.
Bu teoriye göre yüksekten dü?en kediler, yakla??k saatte 100 kilometre sürate gelince limit h?za ula??rlar, art?k hep ayn? h?zda dü?erler ve stresi atlat?p, kendilerine gelir ve gev?erler. Ba?lang?çta bahsetti?imiz dönme hareketini yapt?ktan sonra, Avustralya'da ya?ayan uçan sincaplar?n uçu?una benzer ?ekilde, tüm vücutlar?n? para?üt gibi kullanarak, yaralanma olas?l???n? en aza indirerek, yere inerler.
Tabii bütün bu deney sonuçlan ve teoriler, hayvan hastanelerine gelen kediler göz önüne al?narak ortaya ç?kart?lm??t?r. Yüksekten dü?üp de ölen veya alçaktan dü?üp, ölmeyip, olay yerini terk eden, her iki ?ekilde de hayvan hastanelerine u?ramam?? kedilerin say?lar? bilinmiyor.
Dünya ,ekseni çevresindeki dönü?ünü 24 saatte tamamlar. Bu dönü? esnas?nda, güne? ???nlar?n?n dü?medi?i kesim karanl?ktad?r. Güne? ???nlar?n?n dü?tü?ü kesim ise ayd?nl?k kal?r.24 saatten olu?an bir gün boyunca dünyam?z?n güne?e çevrik yüzünde, güne? ???nlar? alan kesiminde "gündüz" dür. Ayn? anda güne?e çevrik olmayan,güne? ???nlar? almayan yüzünde ise "gece" dir.
Dünyan?n kendi ekseni çevresindeki dönü?ü esnas?nda önce bir kutbunun, sonra da öteki kutbunun güne?e do?ru e?imi, gece ve gündüz uzunluklar?n?n mevsimlere göre de?i?mesine sebep olur. Aneak, Ekvator hatt? üzerinde gece ve gündüz uzunluklar?na e?ittir. Bunun d???nda,gece ve gündüzün uzunluklar? dünyan?n her yerinde de de?i?iklikler gösterir.
Kuzey yar?mküresinde en uzun gündüz 21 Haziran günüdür. Güney yar?mküresinde, gündüzlerin uzunlu?u güneye do?ru gidildikçe artar. Kuzey yar?mküresinde en k?sa gündüz 21 Aral?k gününe denk gelir.
Kuzey Kutbu Güne?'e kar?? e?imli durumdayken, burada devaml? olarak gündüzdür. Öte yanda Güney Kutbunda ise devaml? gecedir. Ayn? durum Güney Kutbu için de sözkonusudur. Gece ve gündüz uzunluklar? aras?ndaki fark?n en fazla oldu?u kesimler, Kuzey ve Güney kutuplar? çemberleri içinde kal?r. Çe?itli bölgelerde gece ve gündüz uzunluklar?n?n farkl? olmas?n?n nedeni,dünyan?n ekseni üzerinde 23° (derece) 27 dakika e?imli bulunmas?d?r.?lkbahar ve Sonbaharda, gündüz ve gece uzunluklar? e?itli?e yak?nd?r. Kutey Kutbu çemberinde gündüzler May?s ay?nda A?ustos'a kadar 24 saat sürer.
7 katl?, 90 metre yüksekli?indeki Babil Kulesi,dünyan?n en büyük eserlerinden biri olarak tarihe geçmi?tir. Asl?nda bir tap?nak olan Babil Kulesi,Sümer dilinde "Yerin ve Gö?ün Temel Ta??" diye isimlendirildi?ine göre Sümerliler taraf?ndan yap?ld???na inan?l?yor. Ancak,baz? bilimsel çevrelere göre bunu bir tahminden öteye götürmemek daha ihtiyatl? bir davran?? olacakt?r.
Babil Kulesinde yedinci katta, Babil sitesinin ba? tanr?s? olan Marduk'un heykeli vard?r. Dört gözlü, dört kulakl?, gök ve ???k tanr?s? oldu?una inan?lan Marduk'un dudaklar? oynad?kça ate? püskürdü?ü,Babil sitesiyle ilgili mitolojik söylentilerin en renklilerinden biridir.
Kulenin yedinci kat? çinilerle, daha do?rusu mavi çini tu?lalarla süslenmi?tir. Tarih kaynaklar?, Babilliler'in bu kulenin ayn? boyutlarda bir e?inin topra??n alt?nda devam etti?ine inand?klar?n? belirtmektedir.
Birinci kat?n?n yüksekli?i 33, ikinci kat?n?n 18,öteki katlar?n s?ras?yla 6, 6, 6, 6 ve 15 metre olan Babil Kulesi,M. Ö. 689 y?l?nda Asur Kral? Sanherip taraf?ndan Babil ?ehriyle birlikte y?kt?r?lm??t?r. Sonradan Sanherip'in yerine geçen Asarhaddon,13 y?lda kuleyi yeniden yapt?rm??t?r. Kule M. 0.478'de Pers Kral? Kserkses taraf?ndan tekrar y?kt?r?lm?? ve Babil'i kendine ba?kent yapmak isteyen Büyük ?skender'in Babil Kulesini de yeniden yapt?rmak giri?imi erken ölümü nedeniyle gerçekle?ememi?tir.
M. Ö. 478 y?l?nda kuleyi bir kez daha y?kt?ran Pers Kral? Kserkses (Serhas diye de bilinir), kulenin 7. kat?ndaki Marduk heykelini buradan alm?? ve ?ran'a götürmü?tü.Babil Kulesinin as?l önemli taraf? bütünd illerin bir tek kaynaktan geldi?ine ili?kin iddialar için temel olmas?d?r.Ba?ka türlü söylemek gerekirse, bütün dillerin ayn? kaynaktan geldi?ine i?aret say?lm??t?r. Bu da, Nuh'un o?ullar?yla ilgili bir efsane nedeniyledir. Ayn? do?rultudaki iddia ve söylentilere göre, Nuh'un o?ullar? Büyük Tufan'dan sonra Sinar'da yerle?mi?, burada bir ?ehir ve göklere yükselen bir kule yapmak istemi?lerdir. Böyle bir ?ehir kurma?a kalk??malar?n?n nedeni, topluca ya?amak, dünyan?n çe?itli bölgelerine yay?l?p, da??n?k ya?amalar? ihtimalini önceden önlemekti. Fakat in?aat esnas?nda Tanr? onlar?n dillerini çe?itli k?lm?? ve buradakileri yeryüzüne da??tm??t?.
Popüler etiketler
[ lara ] [ ren ] [ ikl ] [ metre ] [ genel ] [ tak ] [ a?? ] [ olur ] [ dere ] [ ram ] [ ine ] [ ak?m ] [ cad ] [ hareket ] [ ünlü ] [ nsan ] [ güç ] [ kta ] [ emi ] [ eki ] [ nya ] [ en son ] [ rmak ] [ erçek ] [ ay? ] [ sava ] [ asi ] [ mik ] [ car ] [ aml ] [ lle ] [ alar ] [ erk ] [ kon ] [ arlar ] [ bil ] [ ele ] [ arl ] [ rsa ] [ van ] [ bul ] [ lis ] [ çel ] [ a r ] [ önce ] [ insanlar ] [ ykta ] [ oru ] [ gece ] [ kala ] [ d?n ] [ yaz? ] [ da y ] [ 821 ] [ veri ] [ çeki ] [ nar ] [ ayy ] [ dük ] [ kaza ] [ sis ] [ kil ] [ med ] [ kül ] [ eser ] [ ak? ] [ ker ] [ kap ] [ ilk ] [ linde ] [ ret ] [ maya ] [ say? ] [ as? ] [ ama ] [ hayvan ] [ kim ] [ yeni ] [ adlar ] [ nedir ] [ mal ] [ ara ] [ kar? ] [ süre ] [ ylk ] [ ad? ] [ t a ] [ e il ] [ nedi ] [ altyn ] [ ç?? ] [ k y ] [ ???n ] [ kle ] [ ali ] [ ölüm ] [ sonu ] [ tarih ] [ kara ] [ par ] [ ar? ] [ iline ] [ gün ] [ atl ] [ byt ] [ k s ] [ etin ] [ da? ] [ ahi ] [ tas ] [ k ta ] [ eti ] [ yeri ] [ çe?it ] [ n r ] [ göster ] [ rler ] [ ray ] [ say ] [ yön ] [ rol ] [ neden ] [ s?ra ] [ dini ] [ b?t ] [ dana ] [ nüm ] [ dil ] [ t?r ] [ evre ] [ ire ] [ lek ] [ aman ] [ sind ] [ do?ru ] [ sonuç ] [ s?r ] [ rmi ] [ güne ] [ nil ] [ inç ] [ ben ] [ yün ] [ ehir ] [ ?am ] [ hava ] [ her ] [ nüfusu ] [ ?rk ] [ araf ] [ düny ] [ koy ] [ ati ] [ kary ] [ sel ] [ dren ] [ alan ] [ sal ] [ göz ] [ bulu ] [ k?m ] [ alt ] [ rak ] [ erik ] [ ata ] [ akü ] [ ta? ] [ iler ] [ dev ] [ metr ] [ türk ] [ bas ] [ dem ] [ yer ] [ ?kta ] [ kir ] [ ili ] [ men ] [ rad ] [ hat ] [ bilin ] [ kas ] [ ?s? ] [ a?ar ] [ lym ] [ katy ] [ di? ] [ syra ] [ oku ] [ ney ] [ nce ] [ tor ] [ lam ] [ kat? ] [ ölçü ] [ har ] [ çin ] [ aç? ] [ m s ] [ halk ]